Ücretsiz e-kitap: “Kendine Dönüş — 7 Günlük Farkındalık Rehberi” için tıklayın →
Gizem Baştaş
İlişkiler

Sınır koyduğumda neden suçluluk hissediyorum?

6 dk okuma

Bir toplantıya daha kalamayacağınızı söylediniz, bir ricaya “bugün olmaz” dediniz ya da uzun zamandır taşıdığınız bir yükü artık taşımak istemediğinizi dile getirdiniz. Cümle ağzınızdan çıkar çıkmaz, beklediğiniz hafiflik gelmedi. Onun yerine içinize sızan o tanıdık his geldi: suçluluk. Sanki haklı bir şey yapmadınız da, birine borçluymuşsunuz gibi.

Bu duyguyu birçok kişiyle konuşuyorum. Ve neredeyse her seferinde aynı yere geliyoruz: Sınır koymak ile birini incitmek, kafamızda iç içe geçmiş durumda. Bu yazıda bu ikisini biraz aralamak istiyorum.

Sınır bir duvar değildir

Sınır deyince çoğu zaman aklımıza yüksek, soğuk bir duvar gelir. Oysa sınır, sizin nerede bittiğinizin ve diğer insanın nerede başladığının nazik bir işaretidir. Bir reddetme değil, bir bilgilendirmedir: “Benim için şu an taşınabilir olan budur.”

İlginç olan şu: Net bir sınır, çoğu zaman ilişkiyi koruyan şeydir. Çünkü sürekli kendinizi geçtiğinizde biriken şey, sessiz bir kırgınlığa dönüşür. O kırgınlık da er ya da geç ilişkiye sızar. Sınır, bu birikimi önler.

Suçluluk neyi gizliyor olabilir?

Suçluluk, “yanlış bir şey yaptım” mesajı taşır. Ama sınır koyduğunuzda yanlış bir şey yapmamış olabilirsiniz. O zaman bu his nereden geliyor?

Çoğu zaman suçluluğun altında çok daha eski bir öğrenme yatar:

  • “Sevilmek için faydalı olmalıyım.” İhtiyaçlarınızı geri plana attığınızda onaylanmaya alıştıysanız, kendinizi öne koymak tehlikeli hissettirir.
  • “Hayır demek, kötü olmak demektir.” Oysa hayır, bazen kendinize söylediğiniz en dürüst evettir.
  • “Başkasının rahatsızlığından ben sorumluyum.” Bir insanın hayal kırıklığı, her zaman sizin telafi etmeniz gereken bir hata değildir.

Bu öğrenmeler bir gün, bir yerde işe yaramış olabilir. Ama bugün, yetişkin hayatınızda hâlâ sizi yönetiyorsa, üzerine bakmaya değer.

Suçluluk ile pişmanlığı ayırmak

Burada küçük bir ayrım çok işe yarıyor. Pişmanlık, gerçekten değerlerinize aykırı davrandığınızda gelir; size bir şey öğretir. Suçluluk ise çoğu zaman sadece eski bir alışkanlığın refleksidir. Kendinize sorun: “Değerlerime aykırı bir şey mi yaptım, yoksa sadece alışık olmadığım bir şey mi yaptım?” Bu soru, ikisini ayırmaya yardımcı olur.

Sınır koymayı yumuşatmak

Sınır koymak, sert olmak zorunda değildir. Sıcaklık ve netlik bir arada durabilir. Birkaç örnek:

  • “Seni önemsiyorum, ama bu hafta buna gerçekten alanım yok.”
  • “Bunu düşünmek için biraz zamana ihtiyacım var, yarın dönebilir miyim?”
  • “Senin için orada olmak isterdim; şu an kendi sınırımdayım.”

Dikkat ederseniz hiçbiri suçlamıyor, hiçbiri özür dilemiyor. Sadece doğruyu söylüyor.

Sınır koymak, ilişkiyi bitirmek değil; ilişkiyi sürdürülebilir kılmaktır.

Küçük bir başlangıç

İlk seferde suçluluk yine gelebilir. Bu, sınırın yanlış olduğu anlamına gelmez; sadece yeni olduğu anlamına gelir. Yeni bir şeyi öğrenirken beceriksiz hissetmek doğaldır. Zamanla, suçluluk sönerken yerine sakin bir kendine saygı yerleşir.

Eğer bu kalıpların sizde nereden geldiğini daha yakından anlamak isterseniz, kendi örüntülerinizi farklı açılardan okumaya yarayan analiz raporları bir başlangıç noktası olabilir. Daha sakin bir alanda, kendi durumunuzu birlikte konuşmak isterseniz bir tanışma görüşmesi de iyi bir ilk adım olur.

Bugünlük tek bir şey önereyim: Önümüzdeki hafta, küçük bir “hayır” deneyin. Sonrasında ne hissettiğinizi yargılamadan izleyin. O izleme, çoğu zaman değişimin gerçekten başladığı yerdir.